Temmuz 18, 2014

Çocuklar Neden Masallara İhtiyaç Duyarlar?

Bu yazı 2005 sonbaharında, BaldKarlshafen’da yapılan Masal Kongresi için yazılan makalenin bir bölümüdür. 

Yazan: Nörobiyolog, Prof.Dr. Gerald Hüther

Çeviren: Nazlı Çevik Azazi

Elinizde çocuklarınızın sakince oturup dinlemelerini sağlayacak, aynı zamanda hayal gücünü geliştirecek, kelime dağarcığını artıracak ve tüm bunlarında ötesinde empati kurma becerilerini geliştirip, özgüvenini arttırarak, geleceğe daha güvenli ve korkusuzca bakmasını sağlayacak büyülü bir değnek olduğunu hayal edin. Çocuk beyni için oldukça faydalı olan ve hiçbir ücret ödemeden edinebileceğiniz bu değnek aslında zaten mevcut. Bu büyülü değneği kullandığınızda kazanacağınız çok şey olacaktır. Bunlar arasında yakınlık, güven ve çocuklarınızın gözlerindeki ışıltıyı sayabiliriz. Bedelini hiçbir şeyle ödeyemeyeceğimiz bu büyülü değnek, çocuklarımıza anlattığımız veya okuduğumuz masallardır. Masal saatleri öğrenmenin en üst seviyeye ulaştığı en etkili saatlerdir.

Çocuklarda öğrenme (tıpkı yetişkinlerde de olduğu gibi) beyindeki duygu merkezleri uyarılınca, yani heyecan yaratıp, güçlü etkiler bırakınca gerçekleşir. Bu durumda beyin hücreleri arasındaki yeni bağlantıları sağlayacak olan hormonların salınımı giderek artmaya başlar. Öğrenmeyi bu derece etkili kılan en etkili şeylerden birisi “oyun” dur. Çocuk kendini ve dünyayı oyun aracılığı ile keşfeder. Diğeri ise, aynı şekilde çocukların dünyaya ve hayata dair birçok şeyi deneyimledikleri “Masal Saatleri” dir. Bu da, çocuğun güvendiği birinin ona masalı anlatması veya okuması ile gerçekleşir. Bu güçlü duyguların (beyindeki duygu merkezlerinin çok yoğun bir biçimde uyarıldığı, hormonların, korku merkezleri uyarıldığındaki “alarm” durumunu yaşamadığı), oluşabilmesi için yaratılan atmosfer çok önemlidir. Bunun için masal saatlerinde bir mum yakılabilir veya bu saatlere özel başka bir ritüel bulunabilinir. Bu tarz bir atmosfer çocukların, sükûneti yakalayıp, odaklanmalarına yardımcı olacaktır. Ancak bu şekilde çocuk beyninde karmaşık uyarıcı örüntüler (kodlar/sinaptik bağlantılar) kurulabilir ve beyinde kalıcı hale getirilebilirler. Ayrıca masalın içeriği de bu atmosferlerin oluşmasına yardımcı olacak şekilde “uygun” olmak zorundadır. Çocukları heyecanlandıran ve korkutan masal öğeleri, ancak masal mutlu sonla bittiği sürece uygundur. Ayrıca masalın nasıl anlatıldığı veya okunduğu da çok önemlidir. Çocuk masalı anlatan veya okuyan yetişkinin de masaldan etkilendiğini, heyecanlandığını, üzüldüğünü veya şaşırdığını görmek ister. Bu duygusal kıvılcımlar çocuğa ancak;  yetişkin masalı yaşayarak ve çocuğun gözlerinin içine bakarak anlattığı zaman geçebilir. Çocuk ile yetişkin arasındaki bu yakın temas ve çocuğun masalın duygu dünyasına girmesini sağlamak, yetişkinin masalı okuması ile değil anlatması ile elde edilir. Ses kayıt cihazları veya videolar, bu duygusal yakınlığın oluşmasına izin vermez, çünkü bu araçlar çocuğun masalı dinlerken verdiği tepkilere karşılık veremezler. Çocukları yaşadıkları duygularla yalnız bırakırlar. Buradan bakıldığında, aslında sihirli değnek masallar değildir. Yetişkinin masalı kendisi yaşıyormuşçasına anlatmasıdır. Bu şekilde çocuğun masalın duygu dünyasına girmesini ve masalın karakterleri ile kurduğu duygusal ilişkinin onu sürüklemesine izin vermesini sağlayacaktır. Masallar çocuk beynini güçlendiren besinler gibidir.

Hepsi bu kadar mı? Hayır, değil. Çünkü masalı çocuğa anlatan yetişkinin beyninde de bir takım değişiklikler gerçekleşir. Yetişkinin beyninde eski hatıralar, yaşantılar canlanır. Bunlar sadece masalın o an anlatılan içeriğine dair yaşantılar değildir, çocukken masal dinlediği (masal dinleyerek büyümüşse tabi) zamanlardaki anıları ve masal dinlerken hissettiği duyguları canlanır. Ve o zamanlar ki, sevdiği bir yetişkinle yaşadığı yoğun karşılaşma deneyimi ve atmosferi beyinde yeniden canlanır. Hatta sıklıkla bu durumla bağlantılı olarak, bedenin hafızası canlanır ve kimi duyumların (sarılma, ürperti, karıncalanma) bedendeki etkileri ve masal dinlerken oturduğu koltuğun, yattığı yatağın hissi beyinde yeniden canlanır. Tüm bunlar, erken çocukluk döneminde yaşanmış deneyimlerin beyinde kaydedildiği yerden, hissedilebilir ve görünebilir şekilde ortaya çıkarlar. Masallar biz yetişkinleri de esrarengiz bir şekilde güçlendirir, çünkü masallar genel olarak eski, duygusal ve pozitif olarak değerlendirilip beyinde kaydedilmiş anıları yeniden canlandırırlar. İç sıkıntılar, endişe ve korkular kaybolurlar ve kişi kendini çok daha iyi, güçlü, korkusuz, özgürleşmiş ve aynı zamanda köklenmiş hisseder. Masallar yetişkin ruhu için ilaç gibidir.

Hepsi bu kadar mı? Tabii ki hala değil. Masallar yalnızca hikayeleri değil, kendilerine ait imajları, yetişkinlerin içlerinde büyüdüğü aile, sülale ve topluluğun iletilerini, saklı mesajlarını, sonunda da belli bir kültürün kodlarını, o kültürün içinde yaşayan çocuğa aktarırlar. Bir toplulukta oluşturulmuş ve topluluk içinde yayılan bilginin sunulduğu, güvenli ve tanıdık bir platform sunarlar. Buradan bakıldığında masallar kültürel kimliklerin oluşmasına katkı sunarlar ve toplulukların birlik güçlendirirler. Başka şekilde ifade etmek gerekirse, masallar kültürel birliktelikleri kuran, bağlayan balmumu gibidir.

Beyin araştırmacılarının son yıllardaki görüntüleme teknikleriyle (EMAR) gösterebildikleri gibi, beyindeki sinir hücrelerinin birbirleriyle kurdukları bağlantılar;  düşünce, duygu ve eylemde bulunma biçimlerinin içsel temsilleri, bugüne kadar kabul edilen görüşün ötesinde, kişisel deneyimlerin biçimlendirdiği bir şeydir. Yaşamda kalma deneyimlerinin kişisel ve kolektif biçimleri kuşaktan kuşağa aktarılır (Bilginin, yeteneklerin, becerilerin, hayallerin, kuralların, değerlendirme kriterlerinin, davranış ve yön bulma biçimlerinin devredilmesi sonraki kuşaklara aktarılması). Masallar, hayatta kalma stratejilerine dair önemli mesajların kuşaklar arası aktarımını sağlayan, ayrıca insanlar arası ilişkilerin nasıl yapılandırılacağına dair önemli bilgileri taşıyan araçlardır. İnsanların birbirlerine anlattıkları masallar, ilişki kurma becerilerini, yaratıcılığı ve toplulukların hayallerini belirleyici güçlere sahiptirler. Bunun da ötesinde insanların beyinlerinde, sinir hücrelerinin birbirleriyle yaptıkları yeni bağlantıların ve içsel temsillerin (içsel imajlar) oluşmasına neden olurlar. (…)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir