July 28, 2013

Çocuk Kitapları Üzerine

İtalyan grafik sanatçısı ve tasarımcı Bruno Munari, tasarım üzerine yazdığı kitaplar ve eserleri kadar ilginç çocuk kitaplarıyla da hatırlanıyor. 1966 yılında yazdığı “Design as Art” (Sanat Olarak Tasarım) adındaki kült kitabında çocuk kitapları üzerine bir makaleye de yer ayırmış. Bu makale, aradan geçen 50 senede çocuk kitaplarının algılanışında meydana gelen değişiklikleri göstermekle beraber çok doğru ve hala geçerli tespitler de barındırıyor.

Çocukları tanımak, kedileri tanımak gibidir.  Kedileri sevmeyen biri, çocukları da sevemez ve onları anlayamaz. Sık sık, çocukları çeşitli bebekçe sesler çıkararak, komik yüz ifadeleri takınarak sevmeye çalışan insanlara rastlarız. Çocuklar bu kişilere genellikle şaşkınlık ve ciddiyetle bakarlar. Sanki, “onca sene boşa gitmiş, hiçbirşey anlamamışsın” der gibidirler.  Çocuklar, onların kendilerinden ne istediğini anlamazlar ve oyunlarına geri dönerler. Basit ama ciddi oyunlarına kendilerini tamamen kaptırırlar.

Bir çocuğun (veya kedinin) dünyasına girmek için bir köşeye oturmalı ve onu bölmeden izlemelisiniz. Ta ki sizi fark edene kadar. O zaman çocuk sizinle iletişime geçer, ve siz (seneleri boşa geçmemiş) bir erişkin olarak, zekanızla onun ihtiyaçlarını ve ilgisini çözebilirsiniz. Çocuk bitmeyen merakıyla bir deneyimden öbürüne el yordamıyla geçerek çevresindeki hayatı tanımaya çalışmaktadır.

İki yaşında bir çocuk, çoktan bir hikaye kitabının resimleriyle ilgilenmeye başlamıştır. Kısa bir süre sonra hikayenin kendisi de ilgisini çekecektir. Zaman içinde okumaya başlayacak, gittikçe daha karmaşık kitaplara geçecektir.

Çocuklar, daha önce bu konuda hiç bir deneyimleri olmadığı için kitaplarda geçen bazı olaylara anlam veremezler. Örneğin bir prens, (en az onun kadar kurgusal) bir prensese aşık olduğunda, bunun ne anlama geldiğini anlamayacaktır. Ama anlamış gibi yapar veya kıyafetlerin renginden hoşlanır, basılmış kitabın kokusunu sever ama derinden ilgili değildir.  Çocukların ilgilenmediği diğer şeyler: lüks ve şık baskılar, pahalı kitaplar, karmaşık çizimler ve tamamlanmamış nesnelerdir.

Peki, kitap yayıncısı bu konuda ne düşünür? Kitapları satın alanların çocuklar olmadığını düşünür.  Kitapları alanlar, ebevenler ve diğer yetişkinlerdir. Onlar da çocukları eğlendirmesinden çok, kitabın gösterişine meraklıdırlar. Dolayısıyla kitap pahalı olmalıdır, gökkuşağının tüm renklerini barındırmalıdır vs.  Çocuk farkı anlamayacaktır. Önemli olan iyi bir intiba bırakmaktır.

İyi bir çocuk kitabı, düzgün bir hikayesi ve doğru dürüst illüstrasyonları olan, gösterişsizce basılmış bir kitaptır. Böyle bir kitap, yetişkinler arasında popüler olmasa da, çocuklar tarafından  çok sevilecektir.

Bir de çocukları terörize eden hikayeler vardır. Örneğin, yemeğini yemeyen çocuğun gittikçe zayıflayıp minicik kaldığı vs. Almanya çıkışlı çok eğlendirici ve öğretici (!) kitaplar…

3 – 9 yaş arasına hitap eden iyi bir çocuk kitabının basit bir hikayesi ve tüm figürlerin tam olarak ayrıntılı bir şekilde çizildiği renkli illüstrasyonları olmalıdır. Çocuklar son derece dikkatlidirler ve genellikle büyüklerin fark etmediği şeyler, onların gözünden kaçmaz.  Çeşitli kağıtlar kullanarak farklı olasılıkları denediğim bir kitabımda, sayfanın sağ alt köşesinde diğer sayfaya bakan bir kedi çizmiştim. Yetişkinlerin fark etmediği bu detayı çocuklar hiç atlamadı.

Hikayeler, çocuk dünyasına uyacak şekilde basit olmalıdır. Bir elma, bir yavru kedi (Yavru hayvanları büyüklerine tercih ederler),  güneş, ay, yaprak, karınca, kelebek, su, ateş, zaman… “Bu çok zor” diyeceksiniz.  “Zaman soyut bir kavramdır”. Peki, denemek ister misiniz? Çocuğunuza aşağıdaki paragrafı okuyun ve bakın anlayacak mı?

Kalbin tik tok diye atar. Onu dinle. Elini kalbinin üstüne koy ve hisset. Kalp atışlarını say: bir, iki, üç, dört… 60 kez saydığında bir dakika geçmiş demektir.  60 dakika geçtiğinde bir saat olur. Bir saatte bir bitki bir milimetre uzar. 12 saatte güneş tepeye çıkar. 24 saat bir gün demektir. Bir günden sonra saat zamanı anlamamıza yetmez. Takvime bakmalıyız: Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar bir hafta eder. 4 hafta bir ay demektir. Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. 12 ay geçtiğinde bir sene olmuş olur. Ve kalbin hala tik tok çarpıyordur.  Saniyeler ve dakikalardan oluşan bir yıl geçmiştir. Bir yıl içinde, dört mevsim vardır: ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. Zaman hiç durmaz…”

(Design As Art /Penguin Books / İngilizce çeviri: Patrick Creagh)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *