Nisan 25, 2012

Yeni Steve Jobs’ları Eğitmek

Okul, öğrencilerine yenilikçi olmayı asıl öğretebilir? Cevap: Hatayı cezalandırmayarak ve aktif bir öğrenme ortamı sağlayarak.

Tony WAGNER
Harvard Teknoloji ve Girişimcilik Merkezi Inovasyon Eğitimi Görevlisi


Lise ve kolejlerimizin çoğu öğrencileri “yenilikçi” (innovator) olmak üzere yetiştirmiyor. 21.yüzyıl  ekonomisinde başarılı olmak için öğrencilerin, sorunları  analiz etme ve çözme, grup halinde çalışma, işbirliği  yapma, azimle çalışma, hesaplanabilir riskleri alma ve  hatalardan, başarısızlıktan öğrenme yetilerine sahip  olmaları gerekmektedir.

Bu becerilerin nasıl teşvik edildiğini anlamak için birçok yenilikçi- innovator’la ve aileleriyle, öğretmenleriyle, işverenleriyle görüştüm. Bu görüşmelerden öğrendiğim; genç Amerikalıların, yenilik yapmayı okulları sayesinde değil okullarına rağmen öğrenmiş olmalarıydı.

Dolayısıyla, ancak çok az sayıda genç insan, yaptığı işte Steve Jobs gibi parlak bir innovator olmasını sağlayacak becerileri öğrenebiliyordu. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda orta okul, kolej ve lisansüstü üniversite, genç insanlara bu becerileri kazandırmak üzere bir eğitim sunuyor; High Tech High ( San Diego), the New Tech orta okulları, (16 eyalette kurulan ve 86 okuldan oluşan bir eğitim ağı) Olin College (Massachusetts), Stanford’daki the Institute of Design (d.school) ve MIT Media Lab. Doğrusu, bu okullardaki öğrenme kültürü, birçok sınıfta karşılaşılan okul kültürüyle taban tabana zıt.

Birçok orta okul ve kolejde başarısızlık, hata cezalandırılıyor. Ancak gerçekte hata ve yanılgı olmadan yenilik, inovasyon gerçekleşmemekte. Kaliforniya Lynbrook High School’da çalışan 32 yaşındaki Amanda Alonzo,Intel Science Prize’a (Intel Bilim Ödülleri Yarışması) iki finalist, ve son iki yılda 10 yarı finalist yetiştirmeyi başarmış bir öğretmen ve bana şunu söyledi: “Öğrencilerime öğrettiğim en önemli şey şu: hata yaptığınızda öğrenirsiniz. Öğrenciler hatadan veya başarısızlıktan korunduklarında değil bunun üstesinden gelebileceklerini öğrendiklerinde kendilerine güvenmeye başlıyorlar.”

Günümüzdeki üniversite sistemi uzmanlaşmayı talep ediyor ve ödüllendiriyor. Profesörler sınırlı akademik alanlarda yaptıkları araştırmalarla kadro ve imtiyaz sahibi olabiliyorlar. Öğrencilerin de belli bir konu alanında branş seçmesi gerekiyor. Dolayısıyla uzmanlık önemli. Ancak örneğin, Google’un yetenek direktörü Judy Gilbert, eğitimcilerin Google gibi şirketlerde çalışmak isteyen öğrencilerine, karşılaşacakları problemleri asla tek bir disipline bağlı olarak anlayamayacaklarını ve çözemeyeceklerini öğretmeleri gerektiğini belirtiyor. Stanford Üniversitesi’ne bağlı d.school’da ve MIT’nin Media Lab bölümlerinde tüm dersler disiplinlerarası şekilde işleniyor ve bir problemin araştırılmasına veya incelenmesine dayanıyor. Olin College’da öğrencilerin birçoğu “Sürdürülebilir Gelişim için Tasarım” veya “Matematiksel Biyoloji” gibi disiplinlerarası branşlar seçiyorlar.

Öğrenmek, konvansiyonel eğitim uygulamalarında pasif bir deneyimdir: Öğrenciler dinlerler. Ancak yenilikçi, inovatif okullarda öğrenciler derse aktif olarak katılıyor. Öğrenciler, sadece tüketici değil üretici konumunda oluyorlar. Bir problemi çözerken bilgi ve beceri kazanıyorlarr, yeni bir bakış açısı geliştiriyorlar. High Tech High okulunda 9. sınıf öğrencileri yeni iş konsepti geliştirmekle yükümlüler. Yeni bir ürün veya hizmet geliştirip, bunun pazarlama ve business planlarını, bütçesini hazırlıyorlar. Daha sonra gruplar bu çalışmalarını çeşitli sektör duayenlerine sunuyor. Olin College’de son sınıf öğrencileri kolejin iş ortaklarının birinden gelen gerçek bir mühendislik problemi üzerinde takımlar halinde çalışıyor.

Konvansiyonel okullarda, öğrenciler geçerli not alabilmek için öğrenirler. Araştırmalarımdaki en önemli buluşum genç yenilikçilerin içsel olarak motive olduklarıydı. İnovasyona yönelik eğitim programları üç başlığı öne çıkarıyor: Oyun, tutku, amaç. (Play, passion, purpose). Oyun, keşfetmeye yönelik bir öğrenme tarzı ve gençleri tutkuyla bağlanacakları bir alan bulup bunun peşinden gitmelerini sağlıyor. Bu tutku zaman içinde gelişerek bir amaç halini alıyor.

Okulların inovasyonu bir ders gibi öğretmeye çalışması veya başka imtizaylı okullar açmak, sorunu çözmeyecektir. Çözüm, öğrencilerin performansını değerlendirmek için yeni bir yol bulmakta ve eğitime yatırım yapmakta yatıyor. Öğrencilerin geliştirmeleri gereken becerilerini gösteren dijital portfolio’lara sahip olmaları gerekiyor. Öğretmenlerin, aktif, proje tabanlı, disiplinlerarası dersler vermeyi öğrenmek için profesyonel destek almaları gerekiyor. Bu yaklaşımları benimseyen deney okulları açılması gerekiyor.

Yeni deney okulları açmak ve öğretmenleri, inovasyon konusunda eğitmek zaman alacaktır. Bu arada geleceğin yenilikçilerinin ailelerinin ne yaptığı çok önemli. Günümüzün yenilikçilerinin aileleriyle yaptığım görüşmeler çok önemli paternleri ortaya çıkardı. Bu aileler yüksek not almalarındansa çocuklarının tutkularının peşinden gitmesini teşvik ediyorlar ve verici olmanın önemi konusunda konuşuyorlar. Çocuklar büyüdükçe onları risk almak ve hatalarından öğrenmek konusunda cesaretlendiriyorlar. Hepimizin bunları öğrenmesi gerekiyor.

Eski bir orta okul öğretmeni olan T. Wagner, Harvard’da Teknoloji ve Girişimcilik Merkezi’nde Inovasyon Eğitimi Görevlisidir. Yeni kitabının ismi: “Creating Innovators: The Making of Young People Who Will Change the World

Makalenin ingilizcesini okumak için: http://online.wsj.com/article/SB10001424052702304444604577337790086673050.html



YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


© 2019 Eğitim ve Ötesi